‘Bili-Yorum’ Kategorisi için Arşiv

Bir psikiyatristimiz eksikti…

Perşembe, 16 Temmuz 2009

        Yeni moda oldu sanırım. Aile danışmanları… Psikologlar… kelimelerle insanları yola getirdiklerine inanılan meşhur insanlar. Hiç inancım yok bir insanın beni kelimelerle iyi edeceğine. Hiçbir kelimeye inancım kalmadı zira. Ne bir cümle psikolojimi düzeltir nede bir insanın benim hayatım hakkında ileri geri konuşup yorum yapması. Bilakis buna tahammülde edemem. Kavga çıkar. (more…)

Karıncamı Kendim Öldürdüm.

Perşembe, 14 Ağustos 2008

Hikayeyi duymuşsunuzdur.
Duymayanlar için birde ben anlatayım… 

       Sançiyano hiç işlemediği bir suç yüzünden hapse girer. Hapiste kendini çok yalnız hissetmektedir.

       Bir gün hücresinin dar penceresinden dışarı bakarken, parmaklığa tırmanan bir karınca görür. Karıncayı görünce o kadar sevinir o kadar sevinir ki hemen karıncayı eline alıp
“Bu karanlık hücrede o kadar yalnızım ki benimle dost olur musun?” diye sorar.
Karınca duruma anlam veremez ve Sançiyano’ nun elinden atlayarak parmaklılardan yukarı doğru tırmanmaya devam eder.

       Fakat Sançiyano ısrarlıdır. Tekrar eline alır karıncayı tekrar sorar;
“Bir dosta çok ihtiyacım var. Bu karanlık hücrede o kadar yalnızım ki…”
Karınca sanki bu zoraki dostluk teklifine evet dercesine Sançiyano’ nun elinden aşağı doğru iner ve hücrenin tam ortasına gelip durur. (more…)

Gazete Okumayı Sevmiyorum

Pazartesi, 07 Temmuz 2008

Güzel bir güne gazeteyle başlanmaz. Başlanamaz. Eğer gazeteyle başlanırsa güzel bir gün olamaz. Her gazete okuduğumda; birilerini mutlu etmek için düşündüğüm türlü fikirlerin üstüne kar yağar. Ve o gün gülmek istesem aklıma mutat gazetelerin 3.sayfalarına sindirilmiş cinayet haberleri gelir. Tam ağzımı açacakken aynı gazetedeki “bir annenin feryadı” başlıklı haberde kullanılan resim gelir. Gülemem. Söyleyeceklerim düğümlenir boğazıma. Yutkunurum. Yutamam. Belki de sanal dünyaya alıştığımız için gerçek haberler ağır geliyordur bünyemize. Yada ne bileyim. Biz bu dünyada yaşamak için fazla insaflıyız. (more…)

Hayatımız yarışma

Pazar, 29 Haziran 2008

         Çarkıfeleklerle büyüyen bir nesil olarak alışığız “lütfen memet ali bey“ diyerek telefon başında veya televizyon ekranında ağlayan insanlara. O psikolojiyle büyümüş bir insan olmama rağmen hiçbir televizyon yarışmasına katılmamış olmam veya katılmak istememem enteresan yönlerimden birisi sanırım. Daha milli piyango bileti bile almamış nadir insanlardan biriyim. Şansım olmadığına inandığım için değil. Etik değerlere ters düştüğü için almıyorum. Yoksa bende bilirim sayısal loto kuyruklarında ömür çürütmeyi. Veli efendi hipodromunda ilk ayakta yatan kuponlar yüzünden (more…)

Bakan Göz Lazım

Cumartesi, 28 Haziran 2008

        Yeni ve işe yarar bir iş veya malzeme bulmak için ille de mucit olmaya gerek yok. Bakan bir göz ve düşünebilen bir insan yeterli aslında. Ama ya kendimizi mucit gibi görmemekten yada elimizde olan çok büyük bir sermayeden ; yani insan beyninin derinliklerinden ve gücünden haberimiz olmadığı için yeni keşifleri hep adı duyulmuş büyük insanlardan veya mucitlerden bekleriz. Halbuki her insanın kendi kreatif fikirleri olabilir. Yeter ki bunu gerçekleştirebilecek bir ortamı olsun.

              Mesela adını hiç duymadığınız ve muhtemelen IQ su da 60’ı geçmeyen Amerikalı Garrett Augustus Morgan’ın bir icadını günlük hayatta o kadar çok kullanırız ki o icat olmasaydı inanın hayat felç olurdu. (more…)

Rap Müzik Fırtınası.

Cuma, 06 Haziran 2008

 “[R]hytm [a]nd [P]oem (Ritim ve Şiir)”

          Kısaltması tamda içeriğine uygun şekilde yapılmış. Sadece bir ritim üzerinde herhangi bir sese veya enstrümana gerek kalmadan genelde hızlı ve anlamlı sözcükler söyleyerek yapılan bir müzik türüne ancak böyle bir isim yaraşır zaten. Türk milletinin çoğu tarafından sevilmemesinin sebeplerini hala araştırmaktayım ama hala geçerli bir çözüm bulmuş değilim. Çoğu gereksiz ve bir o kadarda saçma önyargıları yüzünden böyle harika bir müzik türünden yoksun büyüyüp yoksun yetişip yoksun ölüyorlar.

         Amerikan müziği olduğu için dinlemiyorum diyenler acaba hiç rock müzik dinlemiyorlar mı? Veya Amerika dizileri karşısında saatlerini vermiyorlar mı?. (more…)

Hoax Üzerine

Salı, 22 Nisan 2008

 Hoax’ın Türkçe meali “Hurafe” dir. Yani normalde olmayan ama anormal yollarla uydurulabilen bir çeşit ego tatmin şeklide diyebiliriz. Daha çok maille yayılan şekline rastlamışınızdır. “Bu maili açmayın hayatınızın sonu olur, 500 kişiye göndermezsen Allah seni taş yapar.” Şeklindeki maillere hoax diyebiliriz mesela.

 Hangi akla hizmet yazıldığı belli olmayan ve genelde İngiltere ve Amerika kökenli olan “hoaxl”lar  işi gücü olmayan ve İngilizce bilen birkaç “boş gezenin boş kalfası” diye tabir edebileceğimiz vatanına milletine hayırlı vatandaş tarafından Türkçeye çevrilir ve Türkiye deki mail kullanıcılarının insafına sığınarak yollanır. Tabi bundan sonrası milletimizin birbirini düşünmesinden kaynaklanır. Yani madem ben böyle bir virüsün varlığından haberdarım ve (more…)