‘Deni-Yorum’ Kategorisi için Arşiv

Müstakbel Sevgiliye

Cuma, 13 Ağustos 2010

Sonu neye varır bilmem. Gidiyorum şimdilik bir hayalin gölgesinde. Güneş yüzüme vururken önümü göremediğimdendir gaibe olan aşkım. Hayra yormaya başladığımdan beri gördüğüm bütün kabusları, hayırsızlıklar çevirdi elemlerimin etrafını. Gel mi desem ? ne desem. Muallaklıklar denizinde sarıldığım yılanlar kıydı bana, sana koşarken farkına bile varmadan çiğnediğim güllerin ahı vurdu hülyalarıma. Ey isminin baş harfi, ismimin baş harfinden sonra gelen isimsiz hayal kahramanı. Nedendir bu sükunetin. Son sözlerin acı verir mi seninde?. Sıradan değilim de ne olur. Herkes gibi değilim de. Ey hayatımın öznesi olmaya aday, ala şahsiyet. Herkes gibi olmaktan imtina et.
(more…)

Gidenlere

Cuma, 27 Kasım 2009

      Ey gece karanlığına karışan çığlığım. Ey gitmemesi gereken yerlere giden haykırışım.  Ey tozuna kurban olduğum sevgilim…  Ey içine hicran düşen yüreğim. Elim… Ayağım… Gözüm… Kulağım… Ey senin adını andıkça anası gelen dilim… Ey güneşi gördükçe geceye sinen, muhabbete sadakati kalmamış sıradan ümitlerim… Ey gecenin himmetinden sualsiz faydalanmak için gündüze küsen umutlarım.  Ey kendime küsüp sana koşan benliğim… Bencilliğim… Ey kavgayı barışa tercih eden kinim. Unutulması gerekenleri unutturmayan zalim beynim…  Benden başka kemirecek şeyi kalmayan derdim…
Ey sen. Ey kendim… Terk edin beni. Yalnız bırakın benliğimi… Başımı alıp gitmeden buralardan… (more…)

Kendimi bulamadım

Perşembe, 06 Ağustos 2009

         Bir at oldum. Sana koştum dörtnala. Ayağımdaki nalımı sakladılar uğur diye. Bende dört nal vardı. Ama uğurum olan sen yoktun. Güneş oldum sana doğdum her sabah. Söneceğimi bile bile Karanlıkları aydınlattım ışığımla. Kendimi kararttım. Sen yoktun. Bir Dilek oldum kendimi astım ağaca. Ha gerçekleşmiş ha gerçekleşmemiş. Senin yolundaydım. Sen yoktun. Gül oldum sana açtım. Buram buram koktum etrafıma. Ayağı çıplak çocuklar yoldu beni. Oysa seni beklemiştim. Sen yoktun. (more…)

Mesela

Pazar, 02 Ağustos 2009

            Cahil olası geliyor insanın.. Ne okuyasım var ne yazasım. Öğrenmeseydim okuma yazmayı belki rahat ederdim. Hiç okula gitmeseydim mesela. Anadan doğma ve sadece yaşamak için yeterli olan bilgilerle yaşasaydım. Ve ölseydim mesela…

            Resimlerden takip edilen bir dünya çokta acı vermese gerek. Ne lise aşkları olurdu nede okurken gözyaşlarına boğan şiirler. Denemelerde olmazdı hayatımda. Acı olmazdı mesela.. (more…)

Bir cinalinin hayatı

Salı, 16 Haziran 2009

         Ali okula başlamış. İçinde bitmek tükenmek bilmeyen bir okuma azmi olduğu için önce okumayı öğrenmiş. İlk hecelediği kelime aşk olmuş. Okuması ne kadar kolay diye geçirmiş içinden cinali. Yaşamasını bilmiyormuş oysa. Sonra ali sevmeyi öğrenmiş. Sonra ağlamayı öğrenmiş. Sonra kalbi kırılmış cinalinin. Sonra kaçmayı öğrenmiş. Sonra kaçmamayı öğrenmiş. Sonra ağlamamayı öğrenmiş. (more…)

Yakışmadı Sana Bu Terkediş

Cuma, 12 Haziran 2009

Yakışmadı sana bu terk ediş…

          Ne bileyim işte. Bir erkeğin kırlarda çiçek toplaması gibi yakışmadı. Yapabileceğinin en iyisi bu olmamalıydı. Son çare değildi ayrılık. Köşeden dönüşünü izlerken elimden gelen bişeyler olmalıydı. Peşinden seslenmeye mecalim olsa koşar tutardım ellerini. Ama şimdi.. Önüne parmak çıkan karınca gibiyim. Ne yana dönsem çıkmaz yol oluyor. Ufuk karanlık (more…)

Kötüyüm İşte

Cuma, 17 Nisan 2009

 Hangi  yemine inanırsan o yemini edeyim… Kötüyüm işte. Hani gözüne güneş gelince elini kaldırırsın ya rahatsız olupta.. mecalim yok. Gözüme sen kaçtın. Elim kalkmıyor.ağlamayı aştım artık güzelim. Ağlamayarak üzülüyorum. Vallahi yalan değil artık adını anmadan cümleye başlayamadığım. Besmele gibi dilimde adın. Her hüzünlü şarkıda siluetin gözümün önünde. Hani herkesin kendini bulduğu şarkılar var ya. Ben o şarkılarda kendimi kaybediyorum. Kötüyüm işte…
   Artık eski tadı vermiyor güneşin batışını izlemek. Sanki eskisi gibi batmıyormuş gibi. Yada ne bileyim şekerli çay bile şekersizin tadını vermiyor artık. Ağzımın tadı (more…)

Söyleyemeyişime bir deneme 2

Pazar, 22 Mart 2009

    Aslında goldü bütün attıklarım. mahallenin bütün çocukları düşman olduğu için zatıma.. taş üstü diyip saymadılar attığım hiçbir golü.bu bu şanssızlık değil sonradan.. doğuştan benimkisi. Ne zaman uçurtma  yapsam rüzgarlar hapsolur biryerlerde… 4 yapraklı gonca avına çıkarken ben dikenli sarmaşıklar bile kuruyup kalır elimde. Şanssızlık diz boyu. Sensizlik bir ömür boyu… ağlamak yakışmaz belki. Ama ölmek nede  yakışır ağlamasını bilen adama.. (more…)

Şarkıların Dilinden…

Salı, 02 Aralık 2008

Açılış parçası hep aynı hayat senaryosunda…emel söylüyor. “hoş geldin hüzün”..
Birkaç gün geçmeden başlıyor barış manço en içten sesiyle. “Fikrimden geceler yatabilmirem”..Sezen aksu eşlik ediyor barış abiye.. “ben sende tutuklu kaldım” diyor. peşinden yalın yalvarıyor.. “sonsuz ol” diye. Bitmiyor vefasız sevgiliye söylenen sözler. Kalbi kırıldıkça kırılan ben sessiz sessiz dinliyorum birbirinden güzel parçaları… duman yetişiyor sezen ablaya “yak beni yak kendini yak…”. Umursamaz görünüyorum. Candan erçetinden bir şarkı mırıldanıyorum. “umrumda değil.”. bilmukabele diyorsun ve ardı ardına kalp kırkları…
(more…)

Karıncamı Kendim Öldürdüm.

Perşembe, 14 Ağustos 2008

Hikayeyi duymuşsunuzdur.
Duymayanlar için birde ben anlatayım… 

       Sançiyano hiç işlemediği bir suç yüzünden hapse girer. Hapiste kendini çok yalnız hissetmektedir.

       Bir gün hücresinin dar penceresinden dışarı bakarken, parmaklığa tırmanan bir karınca görür. Karıncayı görünce o kadar sevinir o kadar sevinir ki hemen karıncayı eline alıp
“Bu karanlık hücrede o kadar yalnızım ki benimle dost olur musun?” diye sorar.
Karınca duruma anlam veremez ve Sançiyano’ nun elinden atlayarak parmaklılardan yukarı doğru tırmanmaya devam eder.

       Fakat Sançiyano ısrarlıdır. Tekrar eline alır karıncayı tekrar sorar;
“Bir dosta çok ihtiyacım var. Bu karanlık hücrede o kadar yalnızım ki…”
Karınca sanki bu zoraki dostluk teklifine evet dercesine Sançiyano’ nun elinden aşağı doğru iner ve hücrenin tam ortasına gelip durur. (more…)

Figüranlar

Cumartesi, 19 Temmuz 2008

       Sinema filmlerinde yada dizilerde kalabalık olsun diye kullanılan bir terim… Figüranlık. Yapacağı işten çok bulunacağı ortamda birilerinin olduğu bilinsin diye vardırlar. Bir amaca hizmet etmezler. Bir sonuca ulaşmaya çalışmazlar. Kütleleri sadece varlıktan ibarettir. Düşünmezler. Sadece söyleneni yaparlar. Tam bir günü cüzi bir para için sahne önlerinde geçirirler. Ana karakterleri ön plana çıkarmak için sırayla ölürler. Yada unutulup giderler…

(more…)

Uzun Menzilli Hayalleri Kısa Namlulu Silahlarla Vurdular.

Cuma, 06 Haziran 2008

     Karanlığa yakılan bir mumdur mahlasım… Aydınlığa atılmış bir adım… Korkarsınız belki konuşmaya. Tanımazsınız beni. Aykırıdır gidişlerim. Arka arkaya söylerken isyan dolu şarkılarımı… Ellerimle boğarken kasvetli düşünceleri, izlemekle yetinirsiniz beni ve benim gibi korkusuz endamları…
     Ey derin karanlıkların sessiz bekçileri… Ey mum yakanları kurşuna dizenler… Üzerinize güneş olmaya geliyorum. Köpük köpük… dalga dalga geliyorum. Gücünüz yeterse susturun beni. Vurun gücünüz yeterse emsalsiz duygularla bezenmiş düşüncelerimi. Parçalayın her ortaya attığım fikir akımını. Ama unutmayın ki her parçamdan yeni bir ben doğacaktır.
İşkence havasında geçen bir ömrü reklamlayıp satanlar. görünüş budalaları. Ey hakikat yoluna cam kırıkları serpiştirenler. (more…)

Söyleyemeyişime bir deneme…

Pazar, 18 Mayıs 2008

 Issız. Biçare bir çöl buğusu gözlerimde. Yoluna divane bir mecnun. Alevine aşık bir roman kahramanı var bu şehirde. Ey en güzel harflerin oluşturduğu en güzel isim. Bir kez bile anamadan adını karşılıklı. Bir kez bile bakamadan donduran sıcaklıktaki gözlerine. Terk edip kendimi sana gitmek var karanlığın taa derinlerine. Akılda gitmeler… yolumda engel olan bir bir rüzgar… Gayrisi hikâye…

 Her şarkı sana yönelten bir vesile. Her varlık uğruna yakılmış bir meşale. Ve her çırpınış bir yok oluşa nişane. (more…)